Return   Facebook

The Universal House of Justice

Ridván 2000

To the Bahá’ís of the World

Dearly loved Friends,

Bu Parıltılar Bayramı’nda sona ermiş bulunan evrensel Plan’ın başlatılmasından bu yana geçen dört yılın ne kadar olağanüstü bir fark yarattığına tanık olurken, kalplerimiz sevinçle taşarak, başlarımızı Ordular Rabbı önünde şükranla eğmekteyiz. Bu dönemde kazanılan ilerleme öylesine belirgindi ki, dünya toplumumuz gelecek serüvenleri için parlak yeni ufukların açıkça görülebileceği mertebelere ulaşmıştır.

Nicelik açısından fark, esas olarak, daha önemli bir niteliksel farkın sonucu olmuştur. Bahai toplumunun kültürü bir değişim geçirmiştir. Bu değişim, Plan’ı oluşturan üç katılımcının, yani birey, kurumlar ve yerel toplumun genişleyen kapasitesi, yöntem modeline dayanan işleyişi ve sonuçta da, güvenin derinliğinde görülebilmektedir. Bunun nedeni, dostların ilahi Öğretiler üzerindeki bilgilerini derinleştirmeye daha tutarlı bir ilgi duymaları ve bunları Emrin yayılmasına, bireysel ve ortak etkinliklerini yönetmeye ve komşularıyla ilişkilerine nasıl uygulayacaklarını, geçmişe nazaran daha sistemli olarak öğrenmeleridir. Kısacası, amaçlı eylemin izlendiği bir öğrenme biçimine girmişlerdir. Bu değişimin ana itici gücü de dünyanın her yerinde büyük hızla kurulan eğitim enstitüleriydi ki, bu başarı Dört Yıllık Plan’ın büyüme ve sağlamlaşma alanında tek ve en büyük mirası olmuştur.

Bireysel inisiyatifler hamlesinde gösterildiği gibi, Din’in tebliğinde bireylerin artan kapasitesinde; dostların çabalarını kılavuzlamakta Ruhani Mahfiller, Konseyler ve heyetlerin gelişen yeteneğinde; yerel toplumun ortak davranışını etkileyen yeni düşünce ve eylem modellerinin ortaya koyulmasında--eğitim enstitüleri sistemi, tüm bu gibi açılardan toplu giriş sürecinin bir lokomotifi olarak kaçınılmazlığını göstermiştir. Birçok enstitü, yerel çalışma çemberleri aracılığı ile çalışmalarını genişleterek, programlarıyla geniş bölgeleri kapsama kapasitesini artırmışlardır. Örneğin, Moğolistan 106 çalışma çemberi oluşturmuş ve sonuç olarak yeni inananlar sayısında önemli bir artış kaydetmiştir. Bu tür gelişmelerle eşzamanlı olarak, dünya çapındaki toplumumuzun üyeleri duanın gücünden yararlanmaya, kutsal Söz üzerinde tefekkür etmeye ve dua toplantılarına katılmaktan ruhani yararlar çıkarmaya daha çok dikkat etmişlerdir. Yoğun bir bireysel ve ortak değişimin bu unsurlarının işleyişi sayesinde toplum büyümektedir. Yeni inananların sayısı geçen yılları şimdilik çok az geçmesine rağmen, bu artışın şimdi coğrafi bakımdan yaygın olması, toplumun daha geniş kesimlerini içermekte oluşu ve yeni tescillileri Emrin yaşamına dahil etmekte başarılı olması son derece memnunluk vericidir.

Din’in böylesine yararlı ve umut verici durumu, Müşavirler Kurumu’nun, enstitülerin oluşturulması ve çalışması açısından güçlenen tavsiye edici etkisine, işbirliği rolüne ve pratik çalışmasına ölçülemeyecek derecede çok şey borçludur. Bu güçlenme, canlı ve her zaman uyanık olan Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin doğru zamanda verdiği uyarımı yansıtmaktadır.

Dört Yıllık Plan’ın ana teması olan toplu giriş sürecini ilerletme, düşünce ve eylemde yüksek derecede bir birleşme yaratmıştır. Dikkatleri, Oluşum Çağı’nda Bahai toplumunun evriminde ulaşılması gereken önemli bir aşamaya yoğunlaştırmıştır; çünkü, toplu giriş daha yaygın bir biçimde sürdürülünceye kadar, Hz. Şevki Efendi’nin eserlerinde söz verdiği hamle olan kitlesel giriş için koşullar olgunlaşmamış olacaktır. Plan’ın bazı temalara odaklanması, Bahai etkinliklerinin tüm kategorileri için sonuçlar yaratmıştır; anlayışta netlik istemiştir ve böylece bireysel ve ortak eylem için bir önkoşul olarak sistematik ve stratejik planlamayı mümkün kılmıştır. Toplumun üyeleri, sistemleşmenin büyüme ve gelişme sürecini nasıl kolaylaştırdığını giderek takdir etmişlerdir. Bilinçlenmedeki bu artış, tebliğ etkinliklerinin ıslah edilmesine ve toplumun kültüründe bir değişime neden olan büyük bir adımdı.

Temanın bütünleştirici yönleri, planlama, kurumsal kapasite yaratma ve insan kaynaklarını geliştirme çabalarında görülmektedir. Tüm bunları birbirine bağlayan bağların izleri Plan’ın başından sonuna kadar takip edilebilir. Kıtasal Müşavirler Heyetleri’nin Aralık 1995’de Arz-ı Akdes’deki Konferansı başlangıcı işaret etmiştir. Orada Müşavirler Plan’ın özelliklerine yönlendirilmişlerdi. Bunu daha sonra Muavenet Heyeti üyelerini, Mahalli Ruhani Mahfilleri ve heyetleri içererek bölgesel düzeye taşınmak üzere, ulusal planlama oturumlarında Milli Ruhani Mahfillerle meşveretleri takip etti. Böylece, Bahai yönetim düzeninin unsurları tüm düzeylerde planlama sürecine girmiş ve bu aşamanın da ötesinde, toplu girişin üstesinden gelecek kurumsal kapasitenin yaratılmasının gerekeceği, uygulama alanına ulaşmış oldu. Bu konuda iki önemli adım atıldı: birincisi eğitim enstitülerinin kurulmasıydı; diğeri ise, bazı toplumların yönetim kapasitesini güçlendirmek üzere yerel ve ulusal düzeyler arasındaki yönetimin bir özelliği olarak, Bölgesel Bahai Konseyleri’nin resmen kurulması ve yaygın bir biçimde uygulamaya konulmasıydı. Bu gibi yerlerde Milli Ruhani Mahfillerin karşılaştığı sorunların giderek büyüyen karmaşıklığı bu gelişmeyi zorunlu kılmıştı. Sağlamlaşmanın önemli bir parçası olarak sosyal ve ekonomik gelişim çalışmaları ve Din’in, bilinmezlikten çıkışının sonuçlarını kullanmasını sağlamakta hayati bir etken olarak da dış ilişkiler çalışmaları için tanımlanan stratejiler, sürecin gereklerinin birleştirilmesinde aynı ölçüde geçerliydi. Bunların topyekün etkisi, yankılanan sonuçlar yaratmıştı ve bunların sıralanması bu sayfaların kapsamını çok aşacaktır. Ancak, Plan’ın başarılarının boyutlarını göstermek için bazı önemli olaylarından söz etmek istiyoruz.

Arz-ı Akdes’de Terasların ve Kavis üzerindeki binaların inşaatları, bu Gregoryan yılın sonunda bitirilmeleri için daha önce duyurulan tarihleri yakalamanın tüm güvencesiyle ilerlemiştir. Hac amaçlı grupların artan büyüklüğü bağlamında geçen Rızvan mesajımızda sözü edilen Hayfa’daki bina da, bu Rızvan itibariyle kullanıma açık olacaktır. Yine bu bağlamda, hac amacıyla gelenleri ve ayrıca Bahai ve Bahai olmayan ziyaretçileri kabul etmek üzere Behci’de inşaa edilecek ve çok ihtiyaç duyulan tesis için mimari planlar da onaylanmıştır. Hz. Bahaullah’ın Eserleri’nin beklenen yeni derlemesi için Yazıların çevirisi tamamlanmıştır ve basımıyla ilgili hazırlıklar yapılmaktadır.

Büyüme ve sağlamlaşmada atılan adımlar, yukarıda sözü edilen alanların dışında da görülmüştür: muhacerette, duyuruda, eserlerin basımında, sanatın kullanımında, Ruhani Mahfillerin kurulmasında ve Bahai etüdleri birliklerinin ilerlemesinde. Yaklaşık 3.300 inanan uzun ve kısa süreli uluslararası muhacir olarak yerleşmiştir. Genellikle bu muhacirleri kabul eden ülkelerin kendilerinin de yurdışına aynı sayıda muhacir yollamaları, ulusal toplumların olgunlaşmasının bir yeni işaretiydi. Kanada ve Birleşik Devletlet toplumları, üyelerine yaptıkları çağrıya bağlı kalarak, gençleri de önemli ölçüde içeren muhacirler sayısında ve daha da büyük olarak gezici mübelliğ sayısında herkesi geçtiler. Birleşik Devletler’deki Afrika kökenli inananların, Bahai mübelliğlerin Afrika’ya gitmeleri için yapılan çağrıya verdikleri umutlandırıcı karşılık özellikle kayda değerdi.

Emrin duyurulması, çok sayıda insanın Din’in öğretileriyle tanışmasını mümkün kılan yıldönümleri, kutlamalar, tartışma grupları, sergiler gibi geniş bir alanda etkinliklere hamilik yapmayı da içeren bir dizi eylemleri kapsamıştır. Mabetler, kapılarından giderek artan sayıda giren ziyaretçi için manyetik merkezlerdi. Özellikle de Hindistan’da geçen yıl yaklaşık beş milyon insan kabul edilmişti. Bu gibi etkinliklere ilaveten, Bahai mesajını ulaştırmak için medyanın çeşitli biçimlerde kullanılması da vardı. Birleşik Devletler’de yaklaşık 60.000 arayıcı Milli Tebliğ Heyeti tarafından tasarlanan bir medya kampanyasına cevap vermişti. Dünya genelinde ise, Din üzerine bilgi, bir talepte bulunulmaksızın ve cana yakın makalelerin yazılı medyada daha sık biçimde çıkışıyla yayılmıştır. Radyo ve televizyon istasyonlarının düzenli Bahai programlarına yer vermeleri konusundaki isteklilikleri sayesinde, gözler önüne serilişin benzer bir genişlemesi vardı; bu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Liberya gibi ülkelerdeki bir durumdu. Bu tür talihli gelişmeler, uluslararası medya kuruluşlarının, 2000 yılının gelişini kutlayan dünya çapındaki medya programının Kutsal Topraklar bölümünün yayını için mekan olarak Hz. Bab’ın Makamı’nı ve Terasları kendiliklerinden seçmeleriyle taçlanmıştı.

Sanatın kullanımı, dünya çapındaki toplumun duyuru, tebliğ, derinleşme ve dua etkinliklerinde önemli bir özellik olmuştu. Sanatlar, bunları dünyanın birçok yerinde etkin olan çok sayıda drama ve dans grupları aracılığı ile tebliğ ve derinleşme etkinliklerine uygulayan genç insanları cezbetmişti. Fakat, sanatın dinamiği şarkı söyleme ve dans etmenin çok ötesine giderek, insanları Emir’de sağlamlaştıran, geniş bir yelpazede hayal ürünü etkinlikleri kapsamıştı. Folklör sanatının kullanıldığı yerde, özellikle Afrika’da, tebliğ işi büyük ölçüde zenginleşmişti. Örneğin, Gana ve Liberya, sanatı tebliğde yaygınlaştırmak için birer Birlik Işığı Projesi başlatmışlardı. Hindistan’da ise Toplumsal Uyum Grubu’nun benzer bir amacı bulunmaktaydı.

Daha çok Müşavirlerin teşviği ve Kıtasal Fon’un desteğiyle Bahai eserlerinin, özellikle Afrika ve Asya’da çevirisi ve basımına bir destek verilmişti. Bunun yanısıra, Kitab-ı Akdes’in tümüyle Arapça baskısı ve diğer dillerde basımı yapılmıştır.

1997 yılında yürürlüğe giren, Mahalli Ruhani Mahfillerin Rızvan’ın birinci gününde kurulması kısıtlaması, bu kurumların sayısında beklenen düşmeyi yaratmakla beraber, azalma çok büyük olmamıştır. Sayı o zamandan beri kararlı kalmış ve iyi bir sağlamlaşma süreci başlamıştır. Umumi Adalet Evi’nin sekiz yeni sütunu dikilerek, Milli Ruhani Mahfillerin toplam sayısını 181’e çıkartmıştır.

Din’in çalışmalarının entellektüel temellerini güçlendirme konusundaki hayati görevle hamle yapan Bahai bilimsel etkinliklerinin bu dört yıl içindeki artan ivmesi özellikle memnuniyet verici olmuştur. Paha biçilmez iki sonuç, Bahai yayınlarının etkileyici zenginliği ve çeşitli güncel sorunları Bahai ilkeleri ışığı altında inceleyen bir dizi tezlerin üretilmesidir. Bu yıl yirmibeşinci yıldönümünü kutlayan Bahai Etüdleri Birliği ağı, Plan sırasında beş yeni üyeyi kabul etmiştir. Papua Yeni Gine’nin ilk Bahai etüdleri konferansının yapılması ve geleneksel Japon Birliği’nin, Japon alimliğinin ruhani kökenleri üzerine ilk kez odaklanması, bu hizmet alanının cezbettiği çeşitlilik ve yaratıcılığı yansıtmaktaydı.

Sosyal ve ekonomik gelişim alanındaki ilerleme, projelerde bir artış gösteren sayılar da etkileyici olmakla beraber, kesinlikle nitelikseldi. Yıllık olarak rapor edilen etkinlikler, Plan’ın başında 1.350’den, sonuna doğru 1.800’e çıkmıştır. Daha sistemli bir yaklaşıma doğru ilerleme, bu dönemdeki çalışmaların egemen özelliği olmuştur. Bahai Dünya Merkezi’nde bulunan Sosyal ve Ekonomik Gelişi Ofisi, sosyal ve ekonomik gelişimin ilkeleri üzerinde meşveret ve eylemi teşvik etmek üzere, 60 ülkeden tahminen 700 temsilcini katıldığı 13 bölgesel seminer düzenlemiştir. Bu Ofis, gençliğin güçlendirilmesi ve okur-yazarlık, toplum sağlık çalışanları yetiştirilmesi, kadınların ilerlemesi ve ahlak eğitimini teşvik için uygun kampanyalar başlatmak üzere pilot projeler ve materyaller yaratmaya da yardımcı olmuştur. Bir örnek, Guyana’da 1.500’den fazla okur-yazarlık kolaylaştırıcının eğitildiği programdı; diğeri ise, kadınların ilerlemesi için Malezya’da sekiz birimin tamamlanmasıydı ve bunlar Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yapılan eğitim toplantıları için temel oluşturmuştu. Bahai radyo istasyonlarını eğitim enstitülerinin çalışmalarıyla bütünleştirmek üzere bir plan Panama’nın Guyami bölgesinde başlatıldı. Enstitüler sosyal ve ekonomik gelişim eğitimi verme potansiyeline sahip oldukları için, o yönde bir hareket bir düzine enstitüyü içermektedir ve bunlar şimdi okur-yazarlık, toplum sağlık çalışanları yetiştirilmesi ve meslek eğitimini içeren alanlarda bu gibi çabaları denemektedirler. Doğrudan Bahailer tarafından desteklenen veya Bahailikten ilham alan çok sayıda kuruluş, enerjilerini, Kamerun’da nehir körlüğüyle savaşta Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliğini içeren örnekte olduğu gibi, projelere adamışlardır; 30.000’den fazla birey, bu Bahai projesi sayesinde gerekli tedaviyi görmüştür. Bir diğer örnek ise, Etiyopya’da, öğrenci sayısı 8000’e ulaşan özel üniversite Birlik Koleji’dir. Başka bir örnek de, Isviçre’de, akademik programını genişletir ve güçlendiriken, Balkanlar’daki çatışmanın korkunç toplumsal sonuçlarına bir çare arayışına son derece takdir edilen yardımı sunan Landegg Akademisi’dir. Yine başka bir örnek ise, Bolivya’da, Ekvator ile bir işbirliği projesinde 1000’den fazla okul öğretmenine ahlak liderliği programında eğitim sunan Nur Üniversitesi’ydi. Sosyal ve ekonomik gelişimin bu alanındaki kapasitenin artışının bu gibi kanıtları, Plan’ın amaçlarına büyük bir yarar sağlamıştı.

Toplumun diplomatik ve kamuoyunu bilgilendirme alanlarındaki kapasitesi, 1994 yılında Milli Ruhani Mahfillere gönderilen dış ilişkiler stratejisinin kılavuzluğunda hayret verici bir hızla genişlemiş ve Bahai toplumunu Birleşmiş Milletler, hükümetler, sivil toplum kuruluşları (STKlar) ve medya ile dinamik bir işbirliği içine sokmuştur. Strateji, etkinlikleri uluslararası ve ulusal düzeylerde iki ana hedefe yoğunlaştırmaktaydı: dünya barışına yönelik süreçleri etkilemek ve Din’i savunmak. Bahai Uluslararası Toplumu, Iran’daki çok sevgili dindaşlarımızın savunulması için aldığı önlemler sayesinde, stratejinin diğer amaçlarının izlenmesine fırsatlar yaratan yeni bir ölçekte saygı ve destek kazanmıştır. Kurumlarımız ve dış ilişkiler temsilciliklerimiz Iran’daki halledilmesi güç durumun güçlüğünü aşmak üzere, hükümetlerin ve Birleşmiş Milletler’in mevcut araçlarını harekete geçirmek için yeni yaklaşımlar bulmuşlardır. Iran’daki eziyetler konusu, gezegendeki en yüksek yetkililerin ilgisini meşgul etmiştir. Gerçekten de, bir Iran mahkemesinin iki dostun idam kararını onaylamış ve üçüncü ahbap için de benzer bir karar almış olması haberleri, Iran’a açık bir uyarı gönderen Birleşik Devletler Başkanı’ndan sert bir karşılığa neden olmuştur. Dünya liderlerinin ve Birleşmiş Milletler’in müdahalelerinin bir sonucu olarak, Iranlı Bahailerin idamları fiilen durmuş ve uzun süreli hapse mahkum olanların sayısı da önemli ölçüde azalmıştır.

Bu müdahaleleri memnuniyetle karşılamakla beraber, Iran’daki kız ve erkek kardeşlerimizin bu çabalara güç veren fedakarane ruhunu, cesaretini ve yenilmez imanını alkışlamaktayız. Ruhun bu apaçık nitelikleri, kendilerine karşı böylesine haince ve acımasızca salıverilen saldırılara karşı metanetleri konusunda vatandaşlarını hayrete düşürmektedirler. O kadar az insanın, birçok insana bu kadar uzun süre dayanabilmesi başka nasıl açıklanabilir? Biri bile ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalınca, dünyanın aktif endişesini nasıl uyandırabilirdi? Bu mazlumların varlıklarını ve hatta canlarını feda ettikleri ilahi ilkelerin, hoşnutsuzluk anında bir halkın özlemlerini tatmin edecek çözümleri içerdiğini saldırganların bu güne kadar fark etmemiş olması Iran’ın trajedisidir. Fakat hiçbir kuşku olamaz ki, Iranlı dostlarımızın bu kadar zalimce maruz kaldıkları sistemli zulüm, vaat edilen tüm ihtişamı içindeki kesin kaderlerine yönelik esrarlı işlemleri kılavuzlayan Allah’ın Gücü’ne eninde sonunda yenilecektir.

Dış ilişkiler stratejisinin diğer hedefleri konusundaki eylem planları dört tema tarafından yönlendirilmişti--insan hakları, kadınların statüsü, evrensel refah ve ahlaki gelişim. Kayıtlarımız insan hakları ve kadınların statusü konusundaki çalışmalarda ileriye yönelik büyük bir adım atıldığını göstermektedir. Birincisiyle ilgili olarak, Birleşmiş Milletler Ofisi insan hakları eğitimi konusunda, bu güne kadar en azından 99 Milli Ruhani Mahfilin diplomatik çalışmalar için kapasitesini yaratmasının bir yolu olarak hizmet eden yaratıcı bir program uygulamıştır. Kadınların statüsüyle ilgili olarak, kadınların ilerlemesi için 52 ulusal ofisin varlığı, sayısız Bahai kadın ve erkeğin her düzeyde konferanslara ve çalışma gruplarına katkıları, Birleşmiş Milletler Kadın Fonu’na hizmet veren komite de dahil olmak üzere, kilit niteliğinde STK komitelerindeki önemli makamlara Bahai temsilcilerin seçilmeleri, Hz. Bahaullah’ın inananlarının, O’nun kadın ve erkek eşitliği konusundaki prensibini gayretle nasıl yaydığını göstermektedir.

Aynı zamanda, bir dizi inisiyatif de Bahai Dini hakkında bilgiyi kamuoyunun çeşitli kesimlerine yaymaktadır. Bunlar şu yaratıcı girişimleri içermektedir: ayda ortalama 25.000 ziyaretçisi olan “Bahai Dünyası” Web sitesi; dotların dünyanın her yerinde güncel sorunlar konusunda konuşmasına yardım eden Geleceği Kim Yazıyor? başlıklı bir bildirinin yayınlanması; Waşington D.C.’de haftada bir saat olmak üzere Farsça radyo programı “Peyam-ı Dost”un yayınlanması--bu programa Internet üzerinden dünyanın her yerinden her zaman ulaşılabilmektedir; Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Romanya, Slovenya ve eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti hükümet yetkililerinin sıcak onayını kazanan ve ahlak prensiplerini günlük sorunlara uygulayan oldukça özgün bir televizyon programının uygulanması.

Dünya insanlarının özlemlerini “sivil toplum kuruluşları” olarak tanınan örgütler aracılığı ile ifade etmeye kalkmış olmaları, yüzyılın sonuna yaklaşılırken güç kazanan bir olgudur. Insanlığın bir kesitini temsil eden bir STK olarak Uluslararası Bahai Toplumu’nun, insanlığın geleceğini biçimlendiren önemli müzakerelerde birleştirici bir araç olma güvenini kazanması, dünyanın her yerindeki Bahailer için büyük bir mutluluk kaynağı olmalıdır. Birleşmiş Milletler’deki ana temsilcimiz, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından kurulan Sivil Toplum Kuruluşları Komitesi’nin iki başkanından biri olarak atanmıştır. Bu makam Milenyum Forumu’nun düzenlenmesinde Bahai Uluslararası Toplumu’na bir liderlik rolü vermektedir. BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından istenen ve Mayıs ayında yapılması planlanan bu toplantı, bu yılın Eylül ayında, devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı Milenyum Zirvesi’nde ele alınacak global konularda sivil toplum kuruluşlarına görüş ve öneriler yapmak için bir fırsat tanıyacaktır.

Dünyada maydana gelen değişimlerin ruhani boyutlarının insanlık tarafından farkedilmesinin Bahailer için özel bir önemi vardır. Dinlerarası diyalog şiddetlenmiştir. Bahai Dini, Dört Yıllık Plan sırasında, tanınan bir katılımcı olarak bu diyaloğa giderek artan bir biçimde dahil edilmiştir. Geçen Aralık ayında Cape Town’da toplanan Dünya Dinleri Parlementosu, aralarında güçlü bir Bahai delegasyonunun da olduğu yaklaşık 600 katılımcıyı biraraya getirmiştir. Bahailer, bu olayı planlayan Güney Afrika ve Uluslararası Yönetim Kurullarının her ikisinde de görev almışlardır. Bahailerin bu olaya ilgisi, özellikle de, Hz. Bahaullah’ın adının Batı’da bir halk toplantısında ilk kez anılmasının, 1893 yılında Şikago’da toplanan Parlemento’da gerçekleşmiş olması gerçeğinden kaynaklanmaktaydı. Geçen Kasım ayında Ürdün’de yapılan iki dinlerarası toplantıya Bahailer davetli olarak katılmışlardı: Orta Doğu’da anlaşmazlık ve din konulu konferans ve Din ve Barış Dünya Konferansı’nın yıllık toplantısı. Bahai temsilciler, Roma Katolik Klisesi’nin himayesinde Vatikan Kenti’nde ve Yeni Delhi’de yapılan toplantılara katılmışlardır; Papa II. John Paul’ün huzurunda gerçekleşen ikinci olayda, Müşavir Zena Sorabjee toplantıda konuşma yapan din temsilcilerinden biriydi. Ingiltere’de ise, Bahai temsilcilerin, yeni milenyumun Westminster Sarayı’nın Kraliyet Salonu’nda dinlerarası kutlamaları için sekiz büyük dinin üyelerine katılmasıyla, Din kamuoyu arenasına konmuş oluyordu. Burada, Kraliyet mensuplarının, Başbakan’ın ve Cantenbury Başpapazı’nın ve diğer seçkin insanların huzurunda, “Ingiltere’nin dokuz büyük dininin” toplantısı diye söz edilmişti. Almanya’da Bahailer ilk kez bir dinlerarası diyaloğa dahil edilmişlerdi. Bu olay, bir Nakız tarafından yazılan ve 1981 yılında bir Lutheran yayınevi tarafında basılan kitap nedeniyle Bahai Dini ile temasdan kaçınmış Hıristiyan mezheplerinin uzun süreden beri gelen tutumlarını tersine çevirmişti. Çözümü ise, üç Bahai tarafından yazılan ve Bahai olmayan tanınmış bir yayınevi tarafından 1995 yılında basılan 600 sayfalık bilimsel bir reddiyede verilmekteydi. Ingilizce çevirisi ise Plan’ın son yılında yayınlanmıştı. Bu olay Alman Bahai toplumunun büyük bir zaferini temsil etmekteydi. Dünya Bankası ve dokuz büyük dinin temsilcileri 1998 yılında Lambeth Sarayı’nda ve Dünya Dinleri Kalkınma Diyaloğu’nun kurulmasına neden olan bir toplantı yaptıklarında, dinlerarası diyalog alışılmamış bir biçim almıştı. Diyalog’un açıklanan amacı, dünyadaki yoksulluğu yenmek için daha etkin bir biçimde birlikte çalışmalarını sağlamak üzere, inanç toplumları ile Dünya Bankası arasındaki boşluğa köprü kurmaya çalışmaktı. Dinlerarası toplantıların sıklığı ve geniş kapsamı, dinler arasındaki ilişkilerde yeni bir olguyu temsil etmektedir. Çeşitli din toplumlarının, Hz. Bahaullah’ın Kendi inananlarının başka dinlerin inananlarına karşı göstermelerinde ısrar ettiği dostluk ve kardeşlik ruhunu kendi aralarında oluşturmaya çalışmakta oldukları açıktır.

Bahai cemaatinin bu dört yıldaki yoğun çabası, toplumun genel olarak çatışan menfaatlerin selinde boğuştuğu bir zamanda olmuştur. Bu kısa fakat şiddetli dinamik süre içinde, Bahai toplumunun içindeki ve dünyanın her yerinde iş başında olan güçler acımasız ivmeyle yol almışlardır. Arkalarında ise, Hz. Şevki Efendi’nin sözünü ettiği sosyal olgu daha açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Altmış yıldan daha önce “yükseliş ve düşüş, birleşme ve parçalanma, düzen ve karmaşanın eşzamanlı süreçlerine ve bunların birbirleri üzerindeki sürekli ve karşıt etkileri”ne dikkat çekmişti. Bu ikiz süreçler, Bahai toplumuna özgü olanlardan ayrı bir biçimde devam etmediler, fakat yukarıda gösterildiği gibi, bazen de Din’i doğrudan karışmaya davet edercesine ilerlediler. Aynı zaman koridorunun karşıt kenarlarında koşuyor gibiydiler. Bir yanda dinsel, politik, ırksal veya kabileler arası anlaşmazlıkların kışkırttığı savaşlar yaklaşık 40 yerde çıkmıştı; kamu düzeninin ani ve topyekün çöküşü birkaç ülkeyi felç etmişti; politik bir silah olarak terörizm yaygınlaşmıştı; uluslararası suç ağlarının artışı tehlikeyi haber vermekteydi. Karşıt kenarda ise, Hz. Bahaullah’ın barışın sürdürülmesi için reçetelerinden birini hatırlatır biçimde, ortak güvenlik yöntemlerinin uygulanması ve bunların işlenmesi girişimlerinde içtenlikle bulunuluyordu; Bahai beklentileriyle uyumlu bir hareket olarak, uluslararası suç mahkemesinin kurulması çağrısı yapılmıştı; global sorunlarla uğraşabilmek için yeterli bir sisteme olan zorunlu ihtiyaca dikkat çekmek amacıyla, dünya liderlerinin Milenyum Zirvesi’nde biraraya gelmesi planlandı; yeni iletişim yöntemleri, herkesin dünya üzerindeki herhangi bir kimseyle haberleşmesi yolunu açmıştı. Asya’daki ekonomik parçalanma dünya ekonomisinin dengesini tehdit etmişti, fakat hem acil durumu düzeltme, hem de uluslararası ticaret ve finansa adalet duygusu getirme yollarını bulma çabalarını teşvik etmişti. Bunlar, günümüzde etkili olan birbirine zıt, fakat karşılıklı olarak etkileşen eğilimlerin birkaç örneğidir ve Hz. Şevki Efendi’nin, Allah’ın büyük planında iş başında olan güçlerin “nihai amaçlarının insan ırkının birliği ve tüm insanlığın barışı” olduğu konusundaki ilham ürünü özetlemesini doğrulamaktadır.

Olaylarla dolu bu dört yılın sonunda, Gregoryan zamanın ve Bahai devrinin ölçüleriyle sonların ve başlangıçların olağanüstü bir birleşimine geldik. Bu birleşme, bir bakıma yirminci yüzyılın tamamlanmasını zorunlu kılmakta, öte yandan Oluşum Çağı’nın gözler önüne serilişinde yeni bir aşamayı başlatmaktadır. Bu iki zaman çerçevesinden görünen manzara, bizi, birbirleriyle eşzamanlı ve dünyaya biçim veren eğilimler vizyonu üzerinde tefekkür etmeye ve bunu da Hz. Şevki Efendi’nin, kendi tasarladığı Kavis’in başlangıcında büyük bir açıklıkla verdiği görüş açısından yapmaya teşvik etmektedir. Kermil Dağı üzerindeki inşaat projeleri ilerledikçe, dünya liderleri evrensel politik bir barışın yapısını şekillendirmek için cesur adımlar attıkça ve yerel ve ulusal Bahai kurumları evrimlerinde yeni düzeylere taşındıkça, bu vizyon Plan süresince parlak bir berraklık kazanmıştır. Yirminci yüzyılın, yolumuzu çizdiği gibi enerjilerimizi de harekete geçiren kutsal ve kalıcı bir anısını taşımaktayız: Bu anı, insanlık tarihinin, Hz. Bahaullah’ın Misakı’nın Merkezi’nin eşsiz bir görev sırasında yeni bir Dünya Düzeni’nin mimarisini tasarladığı ve ardından da Din’in Velisi’nin, azami gücünü, en harap edici yıllar sırasında, yüzyılın sonunda dünyanın gözü önünde esas biçiminin bütünlüğü içinde ayakta duran bir Yönetim Sistemi’nin yapısını dikmeye adadığı çok önemli ve kritik anına aittir. Böylece, zamanlar arasındaki bir köprüye gelmiş bulunmaktayız. Hz. Bahaullah’ın bir avuç mest olmuş aşığı tarafından yüzyıllık çabalama ve fedakarlıkla geliştirdiği kapasiteler, durmak bilmeyen çalışmayla dolu birçok dönemleriyle, Dinimizin, En Büyük Barış’ın dünyayı kaplayacağı o Altın Çağ’ına bizi götürecek olan Oluşum Çağı’nın kaçınılmaz görevlerine uygulanmalıdır.

Bu Rızvan’da Oniki Aylık Plan’a başlamaktayız. Kısa olmakla beraber, belirli hayati işlerin yerine getirilmesi ve Hz. Abdülbaha’nın Ilahi Plan’ında gelecek yirmi yıllık hamleye zeminin hazırlanması için gerekli ve yeterli olacaktır. Dört yıl önce özenle başlatılan, hizmet için bilgi, nitelik ve yeteneklerin özenle kazanılması işi şimdi hızlandırılmalıdır. Nerede olurlarsa olsunlar, ulusal ve bölgesel enstitüler benimsedikleri programları ve sistemleri tam kapasiteyle harekete geçirmelidirler. Ihtiyacın belirlendiği yerlerde yeni enstitüler kurulmalıdır. Bireysel inisiyatifle ve kurumların himayesinde girişilen tebliğ çalışmasını sistemleştirmek için daha büyük adımlar atılmalıdır. Bir bakıma bu amaçladır ki, her kıtanın birkaç alanında Müşavirler ve Milli Mahfiller “Saha Büyüme Programları” tesis etmişlerdir. Sonuçlar, gelecek Planların yararı için büyük bir deneyim sağlayacaktır. Birey, kurumlar ve yerel toplumun, Rızvan 2001’de başlayacak ve Bahai dünyasını toplu giriş sürecinde ilerlemenin bir sonraki aşamasına götürecek olan beş-yıllık girişime tam olarak hazırlıklı olabilmesi için, dikkatini bu zorunlu işler üzerine odaklaması istenmektedir.

Fakat dikkatleri bu görevlere vermenin de ötesinde, karşı karşıya kalınan ve bizlere meydan okuyan bir konu vardır: Çocuklarımız ruhani bakımdan yetiştirilmeli ve Emrin yaşamına sokulmalıdırlar. Ahlaki tehlikelerle dolu bir dünyada sürüklenmelerine izin verilmemelidir. Toplumun mevcut durumunda, çocuklar acımasız bir kaderle karşı karşıyadır. Ülkeden ülkeye milyonlarcası sosyal bakımdan yerlerinden olmuşlardır. Refah veya yoksulluk koşulları içinde yaşasınlar, çocuklar kendilerini anne-babaları ve diğer yetişkinler tarafından yabancılaştırılmış bulmaktalar. Bu yabancılaşmanın kökleri, her yerde insanların kalplerini ele geçiren dinsizliğin özündeki materyalizmden doğan bir bencilliktedir. Çocukların günümüzdeki bu sosyal durumu, çökmekte olan bir toplumun kesin işaretidir; ancak, bu durum herhangi bir ırk, sınıf, ulus ve ekonomik koşulla sınırlı değildir, tümünü kapsamaktadır. Dünyanın bir çok yerinde çocukların askerler olarak kullanılması, işçi olarak sömürülmesi, fiili köleliğe satılması, fuhuşa zorlanması, pornografi konusu yapılması, kendi tutkularına odaklanmış anne-babalar tarafından terk edilmeleri ve sözü edilemeyecek kadar çok sayıda mağduriyet biçimine maruz kalmalarını görmek kalplerimizi acıya boğmaktadır. Bu gibi birçok dehşet, çocuklarına anne-babaların kendileri tarafından uygulanmaktadır. Ruhani ve psikolojik hasarı tahmin etmek boşadır. Dünya çapındaki toplumumuz, bu durumların sonuçlarından kaçamaz. Bu durumun farkedilmesi, çocukların ve geleceğin yararına acil ve sürekli çaba için hepimizi teşvik etmelidir.

Çocukların etkinlikleri geçmiş Planların bir parçası olmakla beraber, bunlar ihtiyaca yetmemiştir. Çocukların ve yeni gençlerin ruhani eğitimi, toplumun daha da ilerlemesi için son derece önemlidir. Bu nedenle, bu eksikliğin giderilmesi zorunludur. Enstitüler, hizmetlerini yerel toplumlara sunabilecek çocuk dersleri öğretmenlerinin eğitimini programlarına muhakkak almalıdırlar. Ancak, çocuklar için ruhani ve akademik eğitim sağlanması gerekli olmakla beraber, karakterlerini geliştirmek ve kişiliklerini biçimlendirmek için zorunlu olanların sadece bir parçasını temsil etmektedir. Bireyler ve tüm düzeylerdeki kurumlar, yani topyekün toplum için, çocuklara karşı uygun bir tutum gösterme ve onların mutluluk ve refahı konusunda genel bir ilgi duyma gerekliliği de bulunmaktadır. Bu tür bir tutum, hızla çöken düzeninkinden çok uzak olmalıdır.

Çocuklar bir toplumun sahip olabileceği en değerli hazinedir, çünkü geleceğin umudu ve garantisi onlardadır. Büyük ölçüde, cemaati oluşturan yetişkinlerin çocuklar konusunda yaptıkları veya yapamadıklarıyla biçimlenen geleceğin toplumunun karakterinin tohumlarını taşırlar. Öyke bir emanettirler ki, hiçbir toplum onları ihmal ettiğinde cezasız kalamaz. Çocuklara karşı sonsuz bir sevgi, onlara davranış tarzı, kendilerine gösterilen ilginin kalitesi, yetişkinlerin onlara karşı davranış ruhu--bunların tümü, gerekli olan tutumun hayati yönleridir. Sevgi, disiplin ve çocukların güçlüklere alıştırılması için cesaret ister, yoksa kaprislerine boyun eğmek veya onları tümüyle kendi istek ve eğilimlerine bırakmak değil. Çocukların, topluma ait olduklarını ve onun amacını paylaştıklarını hissettikleri bir atmosferin sağlanması gereklidir. Bahai ölçütlerine göre yaşamak ve Emri kendi koşullarına uygun biçimlerde öğrenmek ve tebliğ etmek üzere sevgiyle, fakat ısrarla kılavuzlanmalıdırlar.

Toplumdaki gençler içinde yeni gençler olarak bilinenler, örneğin 12 ile 15 yaşlar arasına girenler bulunmaktadır. Çocukluk ve gençlik arasında bir yerde oldukları ve içlerinde birçok değişim meydana geldiği için, özel gereksinimleriyle özel bir grubu temsil etmektedirler. Ilgilerini çekecek, tebliğ ve hizmet için kapasitelerini biçimlendirecek ve daha büyük gençlerle sosyal etkileşime girdirecek etkinliklere dahil etmek üzere yaratıcı ilgi hasredilmelidir. Sanatın çeşitli biçimlerde kullanılması, böyle bir etkinlik için çok değerli olabilir.

Şimdi de, çocukların yetiştirilmesi için esas sorumluluğu taşıyan ebeveynlere birkaç söz söylemeyi arzu etmekteyiz. Çocukların ruhani eğitimine sürekli dikkat etmeleri için çağrıda bulunmaktayız. Bazı ebeveynler, bunun topluma münhasır bir sorumluluk olduğunu düşünürler; diğerleri ise, çocukların gerçeği araştırmaktaki bağımsızlıklarını korumak için, Din’in onlara öğretilmemesi gerektiğine inanmaktadırlar. Başkaları da, böyle bir görevi üstlenmekte yetersiz olduklarını düşünürler. Bunların hiçbiri doğru değildir. Sevgili Hz. Abdülbaha, “kız ve erkek çocuğu yetiştirmeye tüm gayretle çalışmak, babaya ve anneye bir görev olarak emredilmiştir” diye buyurmuş ve “bu konuyu ihmal ederlerse, amansız Rabbın huzurunda sorumlu ve kınanmaya layık olacaklardır” diye eklemiştir. Ebeveynler, eğitim düzeylerinden bağımsız olarak, çocuklarının ruhani gelişimini biçimlendirmek için önemli bir makama sahiptirler. Çocuklarının ahlaki karakterini şekillendirme yeteneklerini küçümsememeleri gerekir. Çünkü, Allah’a olan sevgileri, O’nun yasalarına bağlı kalmaya çalışmaları, Emrine hizmet ruhları, bağnazlıktan yoksun olmaları ve dedikodunun aşındırıcı etkilerinden arınmış olmalarıyla bilinçli bir biçimde yarattıkları ev ortamı sayesinde vazgeçilemez bir etki yaparlar. Cemal-i Mübarek’e inanan her anne ve babanın sorumluluğu, Öğretiler’in çok değer verdiği, ebeveyne kendiliğinden itaat etmeye neden olacak biçimde hareket etmektir. Şüphesiz, evdeki çabaların yanısıra, anne-babalar toplum tarafından sağlanan çocuk derslerini de desteklemelidirler. Çocukların, kendilerini acı gerçekler konusunda, yukarıda anlatılan korkuları doğrudan yaşayarak veya medyanın önüne geçilemeyen selleri vasıtasıyla bilgilendiren bir dünyada yaşamakta oldukları da unutulmamalıdır. Çökmekte olan bir toplumun oluşturduğu bu kasvetli manzaranın aksine, Bahai çocuklar daha iyi bir geleceğin simgeleri olarak parlamalıdırlar.

Beklentilerimiz, Kıtasal Müşavirlerin, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin Allah’ın Dağı’ndaki daimi binasına yerleşmesini kutlayacak özel bir olay için Ocak 2001’de Arz-ı Akdes’te toplanacak olmaları düşüncesiyle canlıdır. Dünyanın her yerinden Muavenet Heyeti üyeleri de, Oluşum Çağı’nın tarihi olaylarından biri olacak bu toplantıya onlarla birlikte katılacaklardır. Böyle bir Bahai görevliler topluluğunun biraraya gelmesi, kendi doğasının gereği, Plan’ın birini tamamlamaya ve diğerini başlatmaya yakın olacak bir topluma sayısız yararlar getirecektie. Sonuçları üzerinde düşünürken, kalplerimizi, sevgili Emrin Velisi’nin yüreklerinde yaktığı hizmet meşalesini, Arz-ı Akdes’te ikamet ederek yükseklerde tutan çok sevgili Tanrı Emri’nin Elleri Ali Akbar Furutan ve Ali Muhammed Varka’ya şükranla çevirmekteyiz.

Bu Oniki Aylık Plan ile, bir daha hiç dönmeyeceğimiz bir köprüyü geçmekteyiz. Bu Plan’ı Amatul-Baha Ruhiye Hanım’ın dünyevi eksikliği içinde başlatmaktayız. Insan ırkı tarihinin o eşsiz döneminde parlayan bir ışın demeti olarak yirminci yüzyılın sonuna kadar bizimle kalmıştır. Hz. Abdülbaha Ilahi Plan Levihleri’nde Ilahi çağrıyı yükseltmek için dünyanın herbir yerine seyahat edememesinden yakınmış ve hayal kırıklığının şiddeti içinde şu umudu kaleme almıştı: “Allah’a yalvarıyorum! Siz bunu başarın.” Amatul-Baha buna sınırsız güçle karşılık verdi ve eşsiz armağanlarını alma ayrıcalığını kazanan 185 ülkede, dünyanın çok uzaklarına yayılmış noktalarına ulaştı. Ihtişamını ebediyen koruyacak olan örneği, gezegenin herbir yerindeki binler üstüne binlercenin kalbini aydınlatmaktadır. Başka bir jestin yetersizliği karşısında, hepimiz mütevazi çabalarımızı bu Plan sırasında, tebliği kendisine esas amaç ve kusursuz yaşam sevinci yapan birisinin anısına adayamaz mıyız?

 

Windows / Mac