Return   Facebook

The Universal House of Justice

Ridván 2012

To the Bahá’ís of the World

Dearly loved Friends,

Yüzyıl önce, Rızvan bayramının on birinci gününün ikindi vaktinde, Hz. Abdülbaha, birkaç yüz kişilik bir topluluk önünde, Şikago’nun kuzeyindeki Grosse Pointe’deki Mabet arazisini çevreleyen yeşil alana kazmayı vurmuştu. O ilkbahar günündeki bu temel atma töreninde Kendisiyle birlikte olmak üzere davet edilenler farklı kökenlerden gelmekteydiler; Norveçliler, Hintliler, Fransızlar, Japonlar, İranlılar, Amerikan yerlileri bunlardan sadece birkaçıydı. Sanki o Maşrıku’l-Ezkâr, henüz inşa edilmemiş olsa da, Hz. Abdülbaha’nın o tören gününün akşamında dile getirdiği, benzeri tüm anıtsal yapılara dair umutlarını gerçekleştiriyordu: “İnsanlık toplanabileceği bir yer bulsun” ve “insan âleminin birliğinin ilanı, halka açık kutsal avlulardan çıkıp yayılsın.”

Bu olayda ve Mısır’a ve Batı’ya yaptığı seyahatlerde Kendisini dinleyenler, O’nun sözlerinin topluma ve toplumsal değerler ile uğraşılara dair geniş kapsamlı imalarını ancak belli belirsiz bir ölçüde kavramış olsalar gerek. Bugün bile, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’nun meydana çıkarması mukadder olan gelecekteki toplumun uzak ve belli belirsiz bir siluetinden başka bir şey görebildiğini kim iddia edebilir? Zira hiç kimse, ilahi öğretilerin insanoğlunu kendisine doğru sürüklediği medeniyetin, yalnızca mevcut düzene yönelik iyileştirmelerin bir sonucu olacağını zannetmesin. Bundan çok farklı olacak. Batı’nın Ana Mabedi’nin temel taşını yerleştirmesinden birkaç gün sonraki bir konuşmasında Hz. Abdülbaha şunu belirtmişti: “Ruhani güçlerin dışavurumunun sonuçlarından birisi de insan âleminin kendini yeni bir toplumsal biçime göre şekillendirecek olmasıdır” ve “Allah’ın adaleti insani uğraşıların her bir alanında görünür olacaktır.” Hz. Abdülbaha’nın, Bahai toplumunun bu yüzüncü yıl dönümünde tekrar tekrar başvurduğu bu ve sayısız diğer beyanları, mevcut haliyle toplumu Babasının dünyaya bahşettiği muazzam vizyondan ayıran uzaklığa dair farkındalığı artırmaktadır.

Ne kadar yazıktır ki, toplumsal şartları iyileştirmek için çalışan iyi niyetli bireylerin her yerdeki övgüye değer çabalarına rağmen, böylesi bir vizyonun hayata geçirilmesine mâni olan engeller, çoğu insana üstesinden gelinemeyecek gibi görünmektedir. Onların umutları, insan doğası hakkındaki ve günlük hayatın yapılarına ve geleneklerine, yerleşmiş birer gerçek konumunu elde edecek derecede sızmış olan yanlış varsayımların duvarlarına çarpmaktadır. Bu varsayımlar aydınlanmış bir ruhun ulaşıp faydalanabileceği olağanüstü ruhani potansiyelin büyüklüğünü pek hesaba katmamakta; bunun yerine genel umutsuzluk duygusunu yaşanan örnekleriyle her geçen gün daha da artıran insani başarısızlıklara mazeretler bulmayı tercih etmektedir. Kat kat yanlış düşüncelerden oluşan bir örtü, temel bir gerçeği perdelemektedir: Dünyanın durumu insan ruhunun gerçek doğasını değil, ruhtaki bir bozulmuşluğu yansıtmaktadır. Tanrı’nın her Mazharı’nın amacı insanlığın hem içsel hem de dış koşullarında topyekûn bir değişim yaratmaktır. Ve bu değişim, doğal olarak, devamlı gelişen ve ilahi öğretiler tarafından birleştirilmiş bir insan topluluğu toplumsal bir değişim sürecine katkıda bulunmak için birlikte ruhani kapasiteler geliştirmeye çalışırken meydana gelir. Bu çağın geçerli teorileri, yüzyıl önce Hz. Abdülbaha tarafından kazılan o sert toprağa benzer şekilde, ilk bakışta ne kadar değişmesi zor gibi gözükürlerse gözüksünler, hiç kuşku yok ki giderek ortadan kaybolacaklar ve “Allah’ın bağışının ilkbahar yağmurları” sayesinde “gerçek anlayış çiçekleri” tüm tazelik ve güzellikleriyle açacaktır.

O’nun İsm-i Âzamı’nın toplumu olan sizler, O’nun Kelimesinin gücü ile gerçek anlayışın çiçek açabileceği ortamlar hazırlıyor olduğunuz için, Allah’a şükürler sunuyoruz. Emir uğruna tutsaklığa göğüs gerenler bile, o tarifsiz fedakârlıkları ve metanetleri ile “ilim ve hikmet sümbüllerinin” anlayışlı yüreklerde çiçek açmasını sağlıyorlar. Yerkürenin dört bir yanında, arzu ve heyecan dolu ruhlar, Beş Yıllık Plan’ın uygulamalarını sistematik bir şekilde hayata geçirerek, yeni bir dünya kurma işiyle uğraşıyorlar. Planın unsurları o kadar iyi kavranmıştır ki bunlar hakkında burada başkaca yorum yapma ihtiyacı hissetmiyoruz. Cömertler cömerdi Allah’ın Eşiğindeki yakarışlarımız, Plan’ın ilerlemesine katkıda bulunan her birinize Mele-i Âlâ’nın yardımının lütfedilmesi içindir. Geçen yıl boyunca gösterdiğiniz adanmış gayretlerinize tanıklığımızın verdiği heyecanla desteklenen kuvvetli arzumuz, deneyimlerle kazanmakta olduğunuz bilgiyi emin adımlarla uygulama işini yoğunlaştırmanızdır. Şimdi kendini geri tutma zamanı değildir; hâlâ çok sayıda insan yeni şafağın söküşünün farkında değildir. İlahi mesajı sizden başka kim iletebilir? Hz. Bahaullah Emre atıfta bulunarak şöyle buyurmaktadır: “Bu Emir… Allah’a yemin olsun ki, Rahman’ın, varlık dünyasıyla tüm bağlarını koparmış cesur binicilerinin dışında hiç kimsenin atını mahmuzlayamayacağı, anlayış ve her şeyden kopma, görüş ve yücelme alanıdır.”

İş başındaki Bahai dünyasını gözlemlemek gerçekten muhteşem bir manzarayı seyretmektir. En büyük arzusu diğer insanları Yaratıcı ile sohbete ve insanlığa hizmete davet etmek olan birey inananın yaşamında, Çağın Rabbi’nin her bir ruh için amaçladığı o ruhani değişimin izleri bulunabilir. Herhangi bir Bahai toplumunun, genç ve yaşlı üyelerinin yanı sıra arkadaşlarının ve işbirliği yaptığı kimselerin de kapasitelerini ortak refah ve mutluluğa hizmet etmek için artırmaya adanmış aktivitelerine can veren ruhta, ilahi öğretiler üzerine inşa edilmiş bir toplumun nasıl gelişebileceğinin bir işareti görülebilir. Ve Plan çerçevesince yönlendirilen aktivite sayısının bol olduğu ve hareket çizgileri arasında tutarlılığın sağlanması ihtiyacının en acil olduğu gelişmiş kümelerde, idari yapılar, Emrin kurumlarının insanların refahını ve gelişimini ilerletmek amacıyla sahip oldukları sorumlulukları giderek nasıl daha geniş bir ölçüde üstlenebileceklerine dair, henüz zayıf da olsa, ışık vermektedirler. O halde açıktır ki, bireyin, toplumun ve kurumların gelişimi çok büyük vaat taşımaktadır. Ancak bunun da ötesinde, bu üçünü birbirlerine bağlayan ilişkilerdeki şefkat dolu sevgiyi ve karşılıklı desteği özel bir mutlulukla fark etmekteyiz.

Buna karşın, bu üç aktörün dış dünyadaki karşılıkları, yani vatandaşlar, siyasi yapı ve toplumsal kurumlar arasındaki ilişkiler, insanlığın değişim aşamasının çalkantısını betimleyen uyumsuzluğu yansıtmaktadır. Organik bir bütünün birbirine bağımlı parçaları olarak hareket etmek istemeyen bu aktörler, tamamen beyhude olduğunu ispatlamış olan bir güç kavgası içinde hapsolmuşlardır. Hz. Abdülbaha’nın sayısız Levih ve konuşmalarında tarif ettiği ve ülkelerin birbirleriyle ilişkileri kadar, karşılıklı günlük etkileşimlerin de insanlığın birliği bilinciyle şekillendirildiği toplum ise bundan ne kadar farklı. Böylesi bir bilinçle dolu olan ilişkiler, dünyanın her köşesindeki köylerde ve mahallelerde Bahailer ile dostları tarafından geliştirilmektedir ki bunlardan karşılıklı destek ve işbirliğinin, uyum ve sevginin güzel kokuları alınabilir. Böylesi mütevazı ortamlarda, toplumun aşinası olduğu çekişme için gözle görülür bir alternatif ortaya çıkmaktadır. Öyleyse, açıktır ki kendisini ifade etmek isteyen birey, sorumluluk üstlenerek, ortak faydaya adanmış bir meşverete usulüne uygun bir şekilde katılmakta ve kişisel görüşünde ısrarcı olma tutkusunu bir yana bırakmakta; meyve veren sonuçlara yönlendirilmiş eşgüdümlü hareket ihtiyacının değerini bilen bir Bahai kurumu, kontrol etmeyi değil beslemeyi ve teşvik etmeyi amaçlamakta; kendi gelişimini üstlenecek olan toplum, kurumlar tarafından hazırlanan planlara içtenlikle katılmakla elde edilen birliğin paha biçilmez değerini anlamaktadır. Bu üçlünün arasındaki ilişkiler, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’nun etkisi altında yeni bir sıcaklık kazanmakta, yeni bir yaşam bulmaktadır; bir bütün olarak ise bunlar, içinde ilahi ilhamın damgasını taşıyan ruhani bir dünya uygarlığının aşama aşama olgunlaştığı bir ortam oluşturmaktadırlar.

Zuhurun ışığının, uğraşın her sahasını aydınlatması mukadderdir; her birinde toplumu ayakta tutan ilişkiler yeniden düzenlenmek durumundadır; her birinde dünya, insanların birbirine karşı nasıl olması gerektiğine dair örnekler arar. Son zamanlarda çok sayıda insanın içine çekildikleri karmaşayı oluşturmaktaki bariz rolü göz önüne alındığında, insanlığın ekonomik hayatı üzerinde düşünmenizi öneriyoruz; öyle ki bu alanda adaletsizlik umursamazlıkla hoş görülmekte ve aşırı kazanç başarının bir simgesi olarak görülmektedir. Bu gibi zararlı yaklaşımlar öylesine derine kazınmıştır ki, herhangi bir bireyin tek başına bu alandaki ilişkileri yöneten geçerli standartları nasıl değiştirebileceğini hayal etmek bile zordur. Bununla birlikte, bir Bahai’nin elbette kaçınacağı davranışlar vardır; kişinin ticari işlerinde dürüst olmaması ya da başkalarını ekonomik açıdan suistimal etmek gibi. İlahi öğütlere sadakatle bağlılık, kişinin ekonomik alandaki tutum ve davranışları ile bir Bahai olarak inanışları arasında hiçbir çelişki olmamasını gerektirir. Kişinin kendi hayatında Emrin doğruluk ve hakseverliğe dair bu öğretilerini uygulamasıyla, tek bir ruh dünyanın kendine ölçüt aldığı düşük seviyedeki eşiğin üstünde bir standart sergileyebilir. İnsanlık ilham alabileceği bir yaşam modelinin yoksunluğundan usanmış bir haldedir; yaklaşımları dünyaya umut verecek toplumlar besleyip geliştirmeniz konusunda sizlere güveniyoruz.

Rızvan 2001 mesajımızda, toplu giriş sürecinin yeterince iyi ilerlediği ve ulusal toplumlardaki koşulların elverişli olduğu ülkelerde milli düzeyde Mabetlerin kurulmasını onaylayacağımızı belirtmiştik; bunların ortaya çıkışı Emrin Oluşum Çağının Beşinci Evresinin bir özelliği olacaktır. Coşkun bir sevinçle, milli Maşrıku’l-Ezkârların iki ülkede yükseleceğini şimdi duyuruyoruz: Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Papua Yeni Gine. Bu ülkelerde, koyduğumuz ölçütler gözle görülür şekilde yerine getirilmiş ve bu ülkelerin halklarının devam eden Planlar serisi ile yaratılan olanaklara verdikleri karşılık harikulade olmuştur. Santiago’da yapımı devam eden sonuncu kıtasal mabedin inşası ile birlikte, milli Bahai Mabetleri inşa etmek için projelerin başlatılması, Tanrı Emri’nin toplumun köklerine nüfuz etmesinin bir başka sevindirici kanıtını sunmaktadır.

Bir adım dahası da mümkündür. Hz. Abdülbaha tarafından “dünyanın en hayati kurumlarından biri” olarak tanımlanan Maşrıku’l-Ezkâr, Bahai hayatının iki temel ve ayrılmaz yönünü birbirine bağlar: İbadet ve hizmet. Bu ikisinin birleşmesi aynı zamanda Planın toplum kurma unsurları arasında var olan tutarlılıkta da kendini gösterir; özellikle dua toplantılarında ve insanlığa hizmet kapasitesi oluşturan bir eğitim sürecinde ifadesini bulan bir ibadet ruhunun filizlenmesinde. İbadet ve hizmetin karşılıklı ilişkisi, dünya üzerinde Bahai toplumlarının büyüklükte ve canlılıkta önemli derecede geliştiği ve toplumsal eylemin içinde yer almanın gözle görülür olduğu kümelerde özellikle ortaya çıkmaktadır. Bunların bir kısmı, dostların yeni gençlik programını ilişkili bölgelerde geliştirme kabiliyetini besleyecek şekilde, öğrenmeyi yayma alanları olarak belirlenmiştir. Bu programı sürdürme kapasitesi, yakın zamanda işaret ettiğimiz gibi, ayrıca çalışma çemberlerinin ve çocuk sınıflarının gelişimini ateşler. Böylece birincil amacının ötesinde, öğrenme alanı, büyüme ve sağlamlaşma planının tamamını güçlendirir. Bu kümelerdedir ki, gelecek yıllarda yerel bir Maşrık’ul-Ezkâr’ın ortaya çıkması düşünülebilir. Kalplerimiz Cemal-i Kıdem’e karşı şükran ile dolup taşarken, şu aşağıdaki kümelerden her birinde ilk mahalli Bahai Mabedinin inşası konusunda ilgili Milli Ruhani Mahfillerle meşveretlere başlamakta olduğumuzu sevinçle size bildiriyoruz: Battambang, Kamboçya; Bihar Şerif, Hindistan; Matunda Soy, Kenya; Norte del Cauca, Kolombiya ve Tanna, Vanuatu.

İki milli ve beş mahalli Maşrıku’l-Ezkâr’ın yapımını desteklemek amacıyla, bu tür projeler yararına Bahai Dünya Merkezi’nde bir Mabetler Fonu oluşturmaya karar verdik. Her yerdeki dostlar bu fona fedakârlıkla, imkânları elverdiği ölçüde katkıda bulunmaya davet edilmektedir.

Sevgili çalışma arkadaşlarımız: Hz. Abdülbaha’nın elleriyle yüz yıl önce kazdığı zemin, yedi ülkede daha kazılacaktır; bu, Hz. Bahaullah’ın buyruğuna itaat gereği, her şehirde ve köyde Rabbe ibadet için bir mabet inşa edileceği gün için sadece bir başlangıçtır. Tanrı Zikrinin bu Doğuş Yerleri’nden, O’nun nurunun ışınları parıldayacak ve O’nun övgüsünün ilahileri çınlayacaktır.

 

Windows / Mac